İran’dan Türkiye’ye ateşlenen füzeler: İran kendisini nasıl savunuyor? Türkiye’ye yine füze ateşlenecek mi?
  • Tv70 Güncel ve Milli
  • Dünyadan
  • İran’dan Türkiye’ye ateşlenen füzeler: İran kendisini nasıl savunuyor? Türkiye’ye yine füze ateşlenecek mi?
3 okunma

İran’dan Türkiye’ye ateşlenen füzeler: İran kendisini nasıl savunuyor? Türkiye’ye yine füze ateşlenecek mi?

ABONE OL
Mart 15, 2026 08:59
İran’dan Türkiye’ye ateşlenen füzeler: İran kendisini nasıl savunuyor? Türkiye’ye yine füze ateşlenecek mi?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İran'dan Türkiye'ye ateşlenen füzeler: İran kendisini nasıl savunuyor? Türkiye'ye yine füze ateşlenecek mi?

ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıyla başlayan savaş 16. gününde devam ediyor. İran’dan Türkiye’ye 3 füze ateşlendi ve Türkiye füzelerin kaynağını belirledi. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, füzeler konusunda NTV’ye açıklama yaparken, güçlü bulgulara rağmen, füzelerin İran ordusu tarafından ateşlenmediğini ileri sürdü. İran, Türk hava sahasına giren 3 füze konusunda kendisini nasıl savunuyor? Yeni dini lideri Mücteba Hamaney hayatta mı?

İran Dışişleri Sözcüsü Bekayi, Türk hava sahasına girmelerinin ardından imha edilen füzeler konusunda, ülkesinin gerekçelerini NTV’de anlattı. Türkiye, bu füzelerin ateşlendiği nokta ve izledikleri rotalar konusunda somut bilgilere sahip. 

 

Buna karşılık Bekayi, İsrailli yetkililerin bir sonraki hedef olarak Türkiye’yi işaret ettiğine yönelik yorumlara dikkat çekti, füzelerin kendileri tarafından ateşleşlenmediğini ileri sürdü. Bekayi,  “Türkiye’ye düşen füzelerin İran ordusu tarafından atılmadığını savundu, ”İran’dan Türkiye’ye herhangi bir saldırı olmadığını ve olmayacağını” söyledi. Bekayi’nin NTV’den Ali Asgar Çabuk’un sorularına yanıtları şöyle:

 

“SON SALDIRILARIN İRAN TARAFINDAN GERÇEKLEŞTİRİLMEDİĞİNİ SÖYLEDİK. 

 

-İran’dan Türkiye’ye ateşlenen füzeler için görüşünüz nedir?

 

-Türkiye’ye doğru füze ya da insansız hava aracı fırlatıldığına dair yayılan haberleri silahlı kuvvetlerimiz resmen yalanladı.

 

Bakın, İranlılar onurlu bir şekilde savaşır. Biz ABD’nin askeri üslerini ve İran’a yönelik saldırının kaynağı olan her yeri uluslararası hukuk çerçevesinde meşru hedef olarak görüyoruz. Türk dostlarımıza da son saldırıların İran tarafından gerçekleştirilmediğini söyledik.

 

Bölgemizin şu anda çok bulanık ve belirsiz bir durumda olduğunu biliyoruz. Böyle bir ortamda kötü niyetli tarafların suistimal ihtimali çok yüksek. Bu teorik bir mesele değil. İsrail rejiminin bu durumdan yararlanarak İran ile bölge ülkeleri arasında ayrılık yaratmak istemesi güçlü bir ihtimal.

 

Klasik bir “false flag” (sahte bayrak) operasyonu örneğini düşünün. 1954 yılında yaşanan Lavon Olayı ya da Susanna Operasyonu buna bir örnektir. O olayda İsrail rejimi sabotaj eylemleri gerçekleştirerek Mısır ile İngiltere ve diğer ülkeler arasındaki ilişkileri bozmayı hedeflemişti. Bu çok açık bir örnek ve benzer başka örnekler de var.

 

Bu nedenle tüm komşu ülkelerimiz ve bölge ülkeleri dikkatli olmalı. Biz Türkiye ile dostane ilişkilerimizi geçmişte olduğu gibi korumak ve geliştirmek istediğimizi vurguluyoruz.

 

Olası sabotajların önüne geçebilmek için Türk ve İranlı ilgili kurumlar arasında daha yakın iletişim kurulması gerekir. Yetkililerimiz arasında yapılan görüşmelerde bu konu gündeme geldi. Herhangi bir olay meydana geldiğinde hızla inceleme yapabilecek ve bu füzelerin veya saldırı araçlarının gerçekten İran’dan mı yoksa başka bir yerden mi geldiğini tespit edebilecek ortak bir komite kurulması önerildi.

 

-Yeni dini lider Mücteba Hamaney yaralı mı hayatta mı?

 

-“Bunların hepsi psikolojik savaşın ve yanlış bilgi üretimine dayalı medya kampanyasının parçalarıdır. İran hakkında çeşitli konularda yalanlar üretmek yeni bir şey değildir.

 

Şunu kesinlikle söyleyebilirim: Mücteba Hamaney hayatta ve tamamen sağlıklıdır. Fakat bir noktayı dikkate almak gerekir. ABD ve Siyonist rejimin ülkeleri yıkma yöntemi oldukça sabit bir model izler. Önce ülkeleri şeytanlaştırırlar; terörist, insan hakları ihlali gibi etiketler kullanırlar. Sonra onlara saldırıyı kolaylaştırmak ve meşrulaştırmak için bir ülkenin tüm halkını ya da milletini insan dışı olarak gösterirler.

 

Trump’ın İran hakkında söylediklerini düşünün. Bir süre önce İranlılara yardım etmek istediklerini söylüyorlardı. Şimdi ise İranlıların kötü ve nefret edilen insanlar olduğunu söylüyorlar. Amaç nedir? Amaç İran’a karşı yaptıkları eylemleri meşrulaştırmaktır. Amaç sivillerimize yapılan saldırıları meşrulaştırmaktır. Amaç Minab’daki bir okula yapılan ve 175 küçük öğrencinin şehit olduğu saldırıyı meşrulaştırmaktır.

 

Ne yazık ki birçok medya kuruluşu hiçbir araştırma yapmadan bu propaganda ve yalanları kabul edip yayımlıyor. Bu nedenle İslam dünyasının ve bölgenin medya kuruluşlarının rolü çok önemli.

 

Emin olun İranlılar hakkında söyledikleri şeyleri İran’ın komşuları hakkında da söylüyorlar. Bölge ülkelerinin güvenliğine, istikrarına, geleceğine ya da dinine hiçbir değer vermiyorlar. Bu nedenle devam eden bu savaş sadece İran’a karşı değildir. İran medeniyetine ve İran kimliğine karşıdır. Bu yüzden İsfahan’da ve Yezd’de bulunan kültürel mirasımıza ve tarihi eserlerimize saldırıyorlar. Kimliğimizi hedef almak istiyorlar. Ancak burada durmayacaklar.

 

Müslümanlar olarak ve bu bölgenin halkları olarak ortak kimliğimiz birbirine bağlıdır. İran halkının Mevlana’ya verdiği değer ile Türkiye halkının verdiği değer aynıdır. Siz Nizami Gencevi’ye değer veriyorsunuz, biz de veriyoruz. Bu nedenle Amerika’nın İran’ın kimlik sembollerine ve İran-İslam kimliğinin sembollerine saldırısı aslında tüm bölge ülkeleri için ortak olan değerlere saldırıdır.”

 

“BİZ SADECE KENDİMİZİ SAVUNUYORUZ”

 

Savaşın bölgeye yayılması ve enerji alt yapılarının hedef alınması

 

-İran, Hürmüz Boğazı ve Basra Körfezi ile en uzun kıyıya sahip ülkedir. Son on yıllarda İran kendisini Körfez’de deniz güvenliğinin koruyucusu olarak görmüştür. Hürmüz Boğazı’ndaki güvenliği sağlamak için çok bedel ödedik ve birçok şehit verdik. Baskılara, yaptırımlara ve tehditlere rağmen her zaman itidalli davrandık.

 

Savaşın genişlemesi kesinlikle İran’ın çıkarına değildir. Şu anda yaşananlar ABD ve İsrail’in askeri saldırılarına karşı İran’ın savunma eylemleridir. Bu savaşı biz başlatmadık. İran’dan itidal göstermesini isteyen herkes dürüst olmalıdır. Bir ülke füze ve bombalarla saldırıya uğrarken, halkı hedef alınırken ve altyapısı saldırıya uğrarken o ülkeden hiçbir tepki vermemesini bekleyemezsiniz.

 

Vatanı, onuru ve namusu savunmak doğal bir haktır. Her yönetimin görevi ülkesinin varlığını savunmaktır. Bizim yaptığımız şey olağanüstü ve şaşılacak bir şey değildir; biz sadece kendimizi savunuyoruz.

 

ABD ve İsrail hedeflerinin yanı sıra bölgedeki bazı ülkelerde bulunan ABD üslerini vurmak zorunda kalmamızın nedeni çok basit: Bölge ülkelerindeki askeri üsler ve imkânlar İran’a karşı saldırıların planlanması ve desteklenmesi için kullanılıyor.

 

Biz daha önce dost olarak gördüğümüz bölge ülkelerinden defalarca topraklarının İran’a saldırı için kullanılmasına izin vermemelerini istemiştik. Bize söz vermişlerdi ve bunu açıklamışlardı. Ancak ne yazık ki ABD bu durumu kötüye kullanıyor. Çöl bölgelerinden (Körfez ülkeleri) İran’a doğru füzelerin fırlatıldığını gösteren bazı görüntüler bile yayımlandı. ABD’nin bölgede bulunan çeşitli askeri imkânlarını İran’a saldırı için kullandığından şüphemiz yok.

 

Cumhurbaşkanımız da yaşananlardan dolayı bölge halklarının zarar görebileceği ihtimalinden dolayı üzüntü duyduğunu açıkça ifade etti. Ayrıca şu da söylendi: Eğer bu üslerin kötüye kullanılması durursa İran’ın da bu eylemleri sürdürmesi için bir nedeni kalmayacaktır. Ancak ne yazık ki son günlerde İran’a saldırılar için ABD üslerinin kullanımının arttığını gördük.

 

-Dünya Kudüs günü kutlaması vardı ve İranlı üst düzey bir çok yetkili bu yürüyüşlere katıldı. Savaş devam ederken yetkililerin halkın arasında karışarak yürüyüşe katılması tehlikeli değil mi? İsrail daha önce bu isimleri hedef almak istemişti.

 

-Yetkililer, yöneticiler ve sıradan insanlar arasında bir ayrım bulunmuyor. Dün de gördünüz. Yürüyüş sırasında İsrail’e ait bir insansız hava aracı sivil bir bölgeye isabet etti. İran bayrağını omzuna almış bir kadın şehit oldu.

 

O kadın şimdi bir sembol haline geldi. İran halkının; kadın, erkek, çocuk, genç, yetkili ya da sıradan vatandaş fark etmeksizin şu anda ortak bir hedefe sahip olduğunun sembolü: İran’ın varlığını savunmak. Vatanlarını savunmak, onurlarını savunmak ve son iki buçuk yıldır iş birliği içinde bölgemizde çok sayıda Müslümanın kanını döken iki zorba güce karşı durmak.

 

İran’da yaşananları, son yıllarda bölgemizde meydana gelen gelişmelerden bağımsız değerlendiremeyiz. Bu, bir sürecin parçasıdır. Ne yazık ki bu süreç; ABD’nin iş birliğiyle, Avrupa ülkelerinin kayıtsızlığıyla ve bazı ülkelerin (Almanya gibi) işgal altındaki Filistin’de yaşanan soykırıma açık destek vermesiyle başladı.

 

Ardından Lübnan’a, Suriye’ye ve diğer ülkelere saldırılar gerçekleşti; şimdi ise İran’ı hedef almış durumdalar. Nitekim çok kısa süre içinde İsrailli yetkililer, aralarında Naftali Bennett’in de bulunduğu isimler, sıradaki hedefin Türkiye olduğunu vurguladı.

 

Sebep açıktır. Amaçları İslam ülkelerini parçalamak, onları küçültüp zayıflatmak ve nihayetinde İsrail rejiminin tüm bölge üzerinde hâkimiyet kurmasını sağlamaktır.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP