
Paris Moda Haftası Sonbahar/Kış 2026 sezonu, moda haftalarının yalnızca kıyafetlerden ibaret olmadığını bir kez daha hatırlattı. Bu sezon Paris’te defilelerin set tasarımları en az koleksiyonlar kadar konuşuldu. Tarihi mekanlar yeni anlatılarla dönüştürüldü; bazıları doğayı iç mekana taşımaya çalıştı, bazıları ise var olan mimariyi dramatik bir sahneye çevirdi. Cam kubbelerin altında yükselen vinçler, aynalı yollar ve kumaş labirentleri… Podyum tasarımları bu sezon da koleksiyonların anlatısını tamamlayan birer sahne tasarımına dönüştü.
Aşağıda, bu sezon Paris’te modanın sahnesini en etkileyici şekilde kuran defile mekanlarından bazılarına tekrar bakıyoruz:
DiorLaunchmetrics Spotlight
Paris’in en ikonik açık alanlarından biri olan Jardin des Tuileries, yüzyıllardır şehir hayatının sosyal mekanlarından biri. Jonathan Anderson, Dior için hazırladığı ikinci kadın hazır giyim koleksiyonunda bu tarihi alanın ruhunu yeniden yorumladı. Bahçenin içine kurulan sekizgen planlı yapay park, gerçek ile kurgu arasında bir alan yarattı. Göletin üzerine yerleştirilen yapay nilüferler, koleksiyondaki çiçek desenleriyle görsel bir bağ kurarken yeşil banklar Tuileries’in klasik park sandalyelerini temsil etti. Podyum ise Bassin Octagonal’in etrafında dolaşan bir rota izliyordu; izleyiciler göletin çevresinde otururken defile neredeyse dairesel bir performans gibi ilerledi.
Acne StudiosLaunchmetrics Spotlight
Acne Studios kreatif direktörü Jonny Johansson, koleksiyonunu Collège des Bernardins’de sahneledi. Mekan, Bureau Betak tarafından, Versailles Sarayı mimarisinden esinlenen bir “enfilade” düzenine, yani birbirine bağlanan odalar sistemine dönüştürüldü. Her odanın kendi malzeme dili vardı: parlak siyah lake paneller, gümüş çerçeveler, kırık seramik yüzeyler ve 3 boyutlu baskı yeşil volanlar. Modeller bir odadan diğerine ilerlerken koleksiyon da adım adım açılıyordu. Defile sonrasında bu kapı panellerinin farklı sanat ve sahne projelerinde yeniden kullanılacak olması ise markanın set tasarımında sürdürülebilir yaklaşımını vurguluyordu.
Louis VuittonLaunchmetrics Spotlight
Louis Vuitton defilesi, Cour Carrée du Louvre’da kurulan dramatik bir manzarada gerçekleşti. Set tasarımı, "Severance" dizisindeki çalışmalarıyla tanınan prodüksiyon tasarımcısı Jeremy Hindle tarafından hazırlandı. Mekan, doğanın soyut bir yorumuna dönüştürülmüştü: Tepeleri ve vadileri andıran yapay geometrik formlar modellerin yürüyüş rotasını belirlemekle kalmadı, dağların atmosferini izleyiciye yansıtmaya çalıştı. Podyumdaki kepenek ilhamlı dış giyim parçaları ve aksesuarlar, bütün dağ kültürlerini tek bir formda temsil etmeyi amaçlıyordu.
HermèsLaunchmetrics Spotlight
Hermès defilesi daha minimal ama güçlü bir atmosfer kurdu. Karanlık bir mekanda açılan parlak bir daire, modeller için adeta bir ışık portalı oluşturuyordu. Bu ışıklı geçitten çıkan modeller, yosunla kaplı alanların üzerinden geçen kıvrımlı gümüş bir yol boyunca yürüdü. Öğleden sonra gerçekleşmesine rağmen defile, ışık tasarımı sayesinde sonbahar akşamını andıran karanlık bir atmosfere sahipti. Deri, yün ve metalik dokular bu loş ışıkta farklı bir parlaklık kazandı.
Miu MiuLaunchmetrics Spotlight
Palais d’Iéna’nın modernist beton mimarisi genellikle sert ve anıtsal bir atmosfer yaratır. Ancak Miuccia Prada bu alanı beklenmedik bir şekilde bir orman sahnesine dönüştürdü. Gerçek yosunlar, çam kozalakları ve yapraklarla kaplanan zemin, sürdürülebilir malzemelerle üretilmiş suni kürklü banklar ve ipek jakar duvar kaplamalarıyla birleşti. Bu sahne, koleksiyonun temel fikrini destekliyordu: insan bedeninin doğanın genişliği içindeki küçük ölçeği.
ChanelLaunchmetrics Spotlight
Grand Palais’nin cam kubbesi altında gerçekleşen Chanel defilesi, ölçek duyusuyla öne çıktı. Matthieu Blazy’nin ikinci, Chanel’in ise kim bilir kaçıncı koleksiyonuna evsahipliği yapan mekanda renkli endüstriyel vinçler yükseliyordu. Bu dev yapılar, Grand Palais’nin demir mimarisiyle birlikte güçlü bir kontrast yaratırken modeller epoksi zemin üzerinde akıcı bir şekilde ilerledi.
Loeweloewe.com
Château de Vincennes bahçelerinde gerçekleşen Loewe defilesi, çağdaş sanat ile modayı bir araya getiren bir sahne kurdu. Alman sanatçı Cosima von Bonin’in heykelsi karakterleri, St. Bernard köpekleri ve dev midye kabukları misafirlerin arasında yer alıyordu. Parlak sarı zeminler ve dev ayakkabı kutusu formundaki banklar, koleksiyonun ve modaevinin oyunbaz enerjisini destekliyordu. Bu sahneleme, modanın ciddi olduğu kadar eğlenceli de olabileceğini hatırlatan bir atmosfer yaratıyordu.
Alexander McQueenalexandermcqueen.com
Tennis Club de Paris’te gerçekleşen Alexander McQueen defilesi ise daha psikolojik gerilimli bir atmosfer kurdu. Kreatif direktör Seán McGirr'in koleksiyonu için hazırlanan set, prodüksiyon tasarımcısı Tom Scutt tarafından tasarlanan yarı saydam perdelerden oluşan spiral bir labirentti. Maskeli modeller ve dantel elbiseler bu koridorlar arasında ilerlerken izleyiciler sahneyi zaman zaman yalnızca silüetler halinde görebildi. Finalde perdelerin kalkmasıyla tüm modellerin labirentin merkezinde toplanması, defilenin dramatik anlatısını tamamladı.
Paris Moda Haftası Sonbahar/Kış 2026, set tasarımının defile anlatısındaki rolünü bir kez daha vurguladı. Tarihi bahçelerden modernist mimariye, orman sahnelerinden endüstriyel yapılara kadar uzanan bu mekanlar, koleksiyonların hikayesini güçlendiren görsel bir çerçeveden çok daha fazlasını sundu.
1
Doğru emzirme yöntemleri nelerdir, sütün yettiği nasıl anlaşılır?
1655 kez okundu
2
Taylor Swift yeni albüm planları için düğmeye bastığını sosyal medyadan duyurdu!
1230 kez okundu
3
Bu kış kombinlere doyacağınız onlarca model ve onlarca detay.
1187 kez okundu
4
2021 yılına girerken yeni saç modelleri kendini göstermeye başladı.
1181 kez okundu
5
Takı ve makyaj uyumuna trend örnekleri sizler için derledik.
1142 kez okundu