Kadınlardan eğlenceli bir başkaldırı
Dört ayrı kadın hikâyesi, tek bir toplumsal iklim: “A Yüzü B Yüzü”, oto sanayiden televizyon stüdyolarına kadar kadının emeğine ve varlığına yönelen sistematik baskıyı mercek altına alıyor. Seyirciyi önce güldüren, sonra o gülüşün ardındaki tanıdık gerçeği sorgulatan oyun, kadınlara dayatılan kalıpları eğlenceli ve ironik bir dille tersyüz ediyor
Melisa Vardal - Biriken sözler, bastırılan öfke ve her gün idare edilen anlar… Bir imayla, bir bakışla, yarı şaka yarı ciddi söylenmiş bir sözle başlayan şiddet dili, zamanla kadınların bedenine, emeğine, öfkesine ve varlığına yönelen kalıcı bir baskı. “A Yüzü B Yüzü” tam da bu görünmezleştirilen alanı sahneye taşıyor. Üstelik bunu karanlık ve boğucu bir yerden değil, oyunun yazarı ve yönetmeni Başak Kıvılcım Ertanoğlu’nun tanımıyla “eğlenceli bir başkaldırı” kurarak yapıyor. Seyirciyi güldürerek içine alan oyun, bir noktadan sonra o gülüşün nedenini sorgulatıyor. Çünkü anlatılanlar tanıdık, fazlasıyla gerçek ve hâlâ sürüyor.Haberin DevamıHaberin DevamıNeden hep sakinl?Berfu Öngören ve Pınar Tuncegil’in sahnede canlandırdığı dört ayrı kadın hikâyesi oyunda farklı hayatlara açılıyor gibi görünse de aynı toplumsal iklimde birleşiyor. Bir kadın spikerin mesleğini yaparken maruz kaldığı küçümseyici tavırlar, oto sanayide çalışan bir kadın tamircinin sürekli sınanan varlığı, hızlı tüketim düzeni içinde görünmezleşen bir kadın işçinin tekrarlarla örülü emeği ve özel hayatında ihanete uğrayıp kuruntu yapmakla suçlanan bir kadının taşan öfkesi… Oyun, bu hikâyeleri yalnızca bireysel kırılmalar olarak kurmuyor; aksine, hepsinin arkasında aynı toplumsal düzenin işlediğini hissettiriyor. Kadınların öfkesi burada ‘abartılı’ ya da ‘kişisel’ bir tepki olarak değil, sürekli bastırılmanın ve aşağılanmanın sonucu olarak beliriyor. Ertanoğlu, oyunun çıkış noktasını tam buradan tarif ediyor. Gün içinde kadınların maruz kaldığı türlü zorbalık karşısında “Hep kendimizi tutuyoruz, sakin kalmaya çalışıyoruz” diyen yönetmen, bu bastırılmış hâli sahnede başka bir ihtimale çevirmek istediklerini anlatıyor. “Peki bir gün gerçekten farklı bir tepki versek, onlar gibi davransak ne olurdu?” sorusunun oyunun temel dürtüsü olduğunu söylerken de aslında kadınlardan beklenen o bitmeyen “idare etme” hâlini tersyüz ediyor. “A Yüzü B Yüzü” bu yüzden yalnızca kadınların yaşadıklarını anlatan bir oyun değil; aynı zamanda kadınların neden hep makul, sakin ve anlayışlı kalmak zorunda bırakıldığını sorgulayan bir iş.Haberin DevamıHaberin DevamıEril dilin şiddeti: Erkolar korosuHaberin Devamı“A Yüzü B Yüzü”nün en güçlü yanlarından biri kadınların üzerindeki baskının büyük olaylarla değil, son derece tanıdık ve sıradan anlarla kuruluyor olması. Oyun bunu, “Muayyen gününde misin?”, “Elinin hamuruyla bu işe karışma”, “Arabayı buna mı verdin?” gibi ifadeleriyle görünür kılıyor. Kadınların yetkinliğini, aklını, öfkesini ve kararlarını sürekli tartışmaya açan bu dil, sahnede bir süre sonra görünmez bir şiddet mekanizması hâline geliyor. Oyun, bu tekrarın yarattığı sıkışma duygusunu anlatıyor. Bu nedenle oto sanayide geçen bölüm, oyunun en çarpıcı sahnelerinden biri olarak öne çıkıyor. Kadın tamircinin karşılaştığı güvensizlik yalnızca tek bir müşterinin tavrıyla sınırlı kalmıyor; kısa süre içinde erkeklerin hep birlikte konuştuğu bir “Erkolar korosu”na dönüşüyor. Aynı şekilde hızlı servis noktasında çalışan kadının hikâyesi de tekrar eden hareketler, mekanikleşen beden ve tekdüze emirlerle kadın emeğinin nasıl makineleştiğini hissettiriyor. Bir noktadan sonra taşan şey yalnızca karakterin siniri değil onu o noktaya iten çalışma düzeni ve toplumsal dilin kendisi oluyor. Ertanoğlu oyunu bu nedenle epizodik bir yapıda kuruyor. Yönetmen, gün içinde yaşanan pek çok şeyi ‘kapatıp hayatımıza devam etmek zorunda kaldığımızı’ söylerken bu parçalı yapının hayatın ritmine benzediğini anlatıyor. Kadınlar çoğu zaman trafikte, işyerinde, sokakta, ilişkilerinde maruz kaldıkları şeyi o anda tam olarak yaşayamadan, hesaplaşamadan, üstünü kapatıp bir sonrakine geçiyor. Haberin DevamıHaberin DevamıSeyirci oyundan mutlu çıkıyorHaberin DevamıBaşak Kıvılcım Ertanoğlu, oyunu bir yüzleşmeden çok bir başkaldırı olarak tanımlıyor: “Kadınların dilinden eğlenceli bir başkaldırı diyebilirim.” Ancak bu başkaldırı, alışıldık sertlikte değil; ironik, ritmik ve yer yer eğlenceli bir dille kuruluyor. Bütün bunların içinde müzik özel bir yer tutuyor. “A Yüzü B Yüzü” bir müzikal değil ama müzikli anlatısı, oyunun tonunu belirleyen ana damarlardan biri. Seyircinin oyundan ‘mutlu’ çıkması da bu yüzden tesadüf değil. Yönetmen ağır bir dönemde, ekonomik sıkışmışlığın ve toplumsal baskının arttığı bir zamanda, kadınların yaşadığı şeyleri yeniden bir karamsarlık kuyusuna hapsetmeden anlatmaya çalışıyor.Haberin DevamıSahnede yankılanan ezgi ise bu başkaldırının en net ifadesi oluyor:“Çevir A’yı çevir B’yi…/ Bütün sözler erkekler tarafından söylendi mi?/ Çevir A’yı çevir B’yi, değiştir bakalım düzeni…”