ÖRAV Genel Müdürü Atasoy: Öğretmene yatırım, toplum refahına katkı demek
Türkiye’deki genç öğretmenlerin karşılaştığı sorunlara yönelik çözüm üretmek üzere yola çıkan ÖRAV, 18 yılda her üç öğretmenden birine dokundu. ÖRAV Genel Müdürü Arzu Atasoy, teknolojiyi aktif kullanamayan öğretmenlerin pandemide ciddi zorluklar yaşadığını belirterek, “‘Ben bu sistemde kalmak istemiyorum’ diyerek, erken emekli olan çok öğretmen oldu” dedi.
Sevilay ÇOBAN
sevilay.coban@dunya.com
Toplumların gelişiminde eğitim ve öğretimin önemi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden mahrum bir millet, henüz bir millet adını alma yeteneğini kazanamamıştır” sözleriyle özetlemek mümkün. Garanti Bankası tarafından 2008 yılında sosyal sorumluluk projesi olarak kurulan Öğretmen Akademisi Vakfı da (ÖRAV) öğretmenlerin mesleki ve kişisel gelişimlerini destekleyerek, çocukların nitelikli eğitime erişim hakkını koruma amacıyla yola çıktı. Eğitim alanında sosyal bir girişim olarak çalışmalara başladıklarını anlatan ÖRAV Genel Müdürü Arzu Atasoy, özellikle dezavantajlı bölgelere atanan genç öğretmenlerin, mesleki bilgi dışında kültürel ve sosyal uyum sorunları yaşadıklarına dikkat çekti. Atasoy, DÜNYA gazetesinde verdiği röportajda, “Temel amacımız, öğretmenlere yatırım yaparak eğitim kalitesini artırmak ve böylece toplumsal refaha katkıda bulunmak. Vizyoner bir yaklaşımla, öğretmenlerin yaşam boyu öğrenen bireyler olmasını sağlamayı hedefliyoruz. Türkiye’nin her yerindeki öğretmenlere adil bir şekilde eğitim fırsatları sunmayı amaçlıyoruz” dedi.
Öğretmenlerin çarpan etkisi
Atasoy, bir öğretmenin etki alanının çok geniş olduğunu ve sadece öğrencileriyle sınırlı kalmadığını kaydederek, çarpan etkisiyle aileleri ve dolayısıyla toplumu da etkilediğine dikkat çekti. ÖRAV’ın bugüne kadar 12 milyon öğrenciye dolaylı olarak ulaştığı tahmin ettiklerini kaydeden Atasoy, eğitim modelleri ve faaliyetleri hakkında şunları söyledi: “Başlangıçta yüz yüze eğitimlerle başlayan süreç, öğretmenlerin okullarına gidilerek verildi. Bu yöntem bize öğretmenlerin gerçek ihtiyaçlarını yerinde görme ve anlama fırsatı sundu. 2010 yılında kurulan e-Kampüs altyapısı ile online eğitimlere başladık. Bu sayede, özellikle pandemi döneminde öğretmenlere ulaşma konusunda büyük bir avantaj sağladık.
O sene 22 bin öğretmenle çalıştık. Pandemi sonrası ise yılda 55 bin öğretmene ulaştık. ÖRAV, öğretmenlere kısa atölyelerden, daha uzun ve derinlemesine eğitim programlarına kadar geniş bir seçenek sunuyor. Aynı zamanda kendi bünyemizde öğretmenleri eğiterek ‘eğitimci’ pozisyonuna getiriyoruz ve bu kişilerin sahada mentorluk yapmasını sağlıyoruz. Şu anda 67 ilde, ÖRAV’ın yetiştirdiği 400 civarı eğitimcimiz var.”
En büyük ihtiyaçları yalnızlıklarını gidermek
Kamuda işe başlayan genç öğretmenlerin sorunlarına değinen Atasoy, “Yeni mezunlar ilk birkaç yılda da özellikle doğuya ya da daha dezavantajlı bölgelere atanıyorlar. Araştırmalarımız ve raporlarımız bize genç öğretmenlerin en büyük sorununun kendilerini yalnız hissetmeleri olduğunu gösterdi.
Öte yandan teknik bilgisi olmasına rağmen o teknik bilgiyi kullanma konusunda deneyim eksiliği yaşıyorlar. Ayrıca bir de sosyal uyum, kültürel uyum ihtiyacı duyuyorlar. Dersler bitip, öğrenciler evine gittiğinde geri kalan zamanda dünyayla bir bağ kurmaları, sosyal ilişkisini sürdürmeleri gerekiyor. Birey olarak hayatın diğer alanlarıyla ilişkilenmeleri lazım. İlişkilenemediğinde daha yalnız, daha içe çekilmiş, beslenmeyen, gelişemeyen, uyaranı az bir dünyaya girmiş oluyorlar. Oradan da destek alamadığında yalnızlaşmış bireyler oluyorlar. İhtiyacını ifade edip bir mentorluk alamamak, bir bilenden faydalanamamak onların gelişimini olumsuz etkileyen bir unsur haline geliyor. ÖRAV’ın fonksiyonu burada kıymetli oluyor. Çünkü sadece yüz yüze değil, onlineda da öğretmenlerle aktif olarak iletişimde oluyoruz” diye konuştu.
Sürdürülebilirlik ve üretkenlik odaklı eğitimler
Şirketlerle proje bazlı iş birlikleri yaptıklarını dile getiren Atasoy, verilen eğitimler hakkında bilgi verdi. Atasoy, şöyle konuştu: “Döngüsel ekonomi, biyoçeşitlilik gibi konularda öğretmenlere eğitim verilerek, bu bilgileri öğrencilere aktarmaları ve okullarında çevre politikaları oluşturmalarını hedefliyoruz. ‘Çevre Lideri Kampı’ ile iyi örnekler üretip yaygınlaştırıyoruz. ‘5taş’ adını verdiğimiz sosyal ve finansal liderlik programında, finansal okuryazarlık, sosyal gelişim ve girişimcilik konularında öğretmenlere eğitim vererek, onların öğrencileriyle birlikte sosyal girişimler başlatmaları ve finansal bilinç kazandırmalarını destekliyoruz. Hatay’da deprem sonrası hayata geçirilen ‘Mum Kokulu Hayaller’ projesi en güzel örnekler arasında. Kapsayıcılık ve toplumsal cinsiyet eşitliği önermesi bulunan ‘Eşit Biz’ projemizde ise anaokulundan itibaren cinsiyet eşitliği, kapsayıcılık ve empati konularında öğretmenlere eğitim vererek, toplumsal cinsiyet kalıplarının kırılması hedefliyoruz.”
Her üç öğretmenden birine dokunduk
Kuruldukları dönemde Milli Eğitim Bakanlığı ile ilk 5 yılda 100 bin öğretmene ulaşmak hedefiyle bir protokol imzaladıklarını anlatan Atasoy, “O dönem vakfın bir tüzel kişilik olarak yola devam etmesine karar verildi. Öğretmenin gelişiminin sürdürülebilir bir ekonomik kalkınma için, toplumsal refah için kilit noktada olduğunu fikrinden yola çıkılarak ÖRAV’ın bütün topluma duyurulması amaçlandı. Vakıf, bünyesindeki 13 eğitimci ile yoluna devam etti. 18 yılda 480 bin öğretmene dokunduk. Türkiye’de 1,2 milyon öğretmen var. Dolayısıyla her 3 öğretmenden birisi ÖRAV’dan en az bir eğitim aldı. Bu senenin sonunda her 2 öğretmenden birine dokunmuş olacağız” ifadelerini kullandı.
Teknolojiye uzak olanlar erken emekli oldu
Atasoy, “Öğretmenlik demek hayat boyu devam eden bir öğrenme hali günün sonunda. Dünya inanılmaz bir devinim içinde ve öğretmenin o devinimin dışında kalması mümkün değil. Gelecekte yapay zekâ kullanımı eğitimdeki çok daha önemli bir konuma gelecek. ÖRAV'ın hedefi de öğretmenlere güvenli bir yapay zekâ altyapısı sunarak öğretim kalitelerini artırmak. Teknoloji okuryazarlığı olmayan, teknolojiyi aktif kullanamayan öğretmenler pandemide çok ciddi zorluklar yaşadı. Bu nedenle ‘ben bu sistemde kalmak istemiyorum’ diyerek, erken emekli olan çok öğretmen oldu. Her hafta her gün yepyeni teknolojiler sunuluyor. Öğretmen, o teknolojiyi sınıfına dâhil edemezse çocuğu yakalayamaz. Çocuğun geleceğine yön verecek yatırımlar yapamaz, meslek seçimine katkı sunamaz” dedi.